Bir yaz mevsimi İstanbul’a gelmiştik. Gece Dolmabahçe Sarayı’nda bizimle beraber kalan İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ, sabah sabah Başbakan İsmet İnönü’ye yapılan günlük işleri anlattıktan sonra şu haberi uçurdu:

‘’Paşam haberiniz olsun, ekmek fiyatını arttırdık.’’

İsmet İnönü valiye ekmeğe ne kadar zam yapıldığını sordu. O da beş kuruştan yedi kuruşa çıkarıldığını söyledi. İnönü bu iki kuruşluk zamma sesini çıkarmadı.

Olay kapandı sanıyorduk. Meğer fırtına daha başlamamış!

O gece sofrada, günlük konuşmaların görüşülmesinden sonra Vali Muhittin Üstündağ, yeniden ekmek zammını ortaya atıp, buna neden gerek duyulduğunu bir bir sıralayarak kendini haklı göstermeye çalışıyordu. Birden Atatürk’ün kaşlarının çatıldığını gördüm. Vali sabah İnönü’ye anlattığı ve hiçbir tepki görmediği ekmek zammı işinde Atatürk’ün de pasif kalacağını sanmıştı anlaşılan. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi vermeye kalkınca Atatürk birden ciddileşti.

‘’Ne yaptınız Vali Bey? Bu fakir milletin zaten yemek için bir ekmeği var. Ona da mı göz diktiniz? Onu da mı elinden almaya kalktınız? Bula bula fakirin ekmeğini mi buldunuz artıracak?’’

Vali kıpkırmızı kesildi. Doğrusu ya, böyle bir tepki pek beklemiyordu. ‘’Şey efendim’’ diye kem küm etmeye başlamıştı ki, Atatürk sesini daha da yükselterek şöyle konuştu:

‘’Bizim milletler başka milletlere benzemez. Bizim millet ekmekle beslenir. Ekmeği kara somuna katık eder. Fakir köylünün yiyeceği bir baş soğanla bir ekmektir. Ekmekten ne istediniz? Ekmek fiyatını artıracağınıza, elinizden geliyorsa yüz paraya indirin…’’